İktidarın aile politikası
17.01.2016

Son günlerin en çok tartışılan konularından birisi Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından verildiği iddia edilen fetva şüphesiz. Kurulun eleştiriler karşısında, internet sitelerine yoğun bir saldırı yapıldığı, dolayısıyla bu fetvanın kurula ait olmadığı ve olamayacağı açıklamasını kabul etmek durumundayız. Şurası da açıktır ki bu tartışmalar iktidarın, ailenin korunmasına dair politikalarını gündeme getirdi. Bu yazının konusu da varlığı tartışılmayan ve de inkar edilmeyen resmi veriler ışığında iktidarın aile politikası.

İnsan doğası gereği tek başına varlığını devam ettiremez, beraber yaşamak durumundadır. Beraber yaşanılan en küçük topluluk da ailedir. Dolayısıyla toplumun en öncelikli birimi de ailedir. Toplumlar, en temel birim olan aile korundukça kendini koruyabilir, geliştirebilir ve değişebilir.

Modern dünyanın sürekli üreterek tüketimi teşvik ettiği, hızla tüketim toplumuna evrildiğimiz bu zaman diliminde göz ardı edilen, unutulan, önemsenmeyen kurum da şüphesiz ailedir. Değişmenin, gelişmenin, tekamülün temeli olan aile ne yazık ki gerilemenin, bozulmanın, ahlaki, sosyal, psikolojik rahatsızlıkların sebebi haline gelebiliyor.

Aslında hızla tüketiyoruz da denemez, hızla tükeniyoruz. İnsan tüketen obje değil, tüketilen nesne haline geldi. Değerlerimiz, ilkelerimiz, kendimiz modern kapitalist sömürü düzeninin tüketim metasına dönüştü, dönüştürüldü.

2002 seçimleriyle iktidara gelen AKP kabul etmek gerekir ki toplumun geniş kesimini heyecanlandırmıştı. Artık düzen değişecek, halkın kendisinin iktidara gelmesiyle daha yaşanılabilir bir ülke olabilecektik. Jakoben Kemalist laik elitlerin iktidarı bitmiş, dini referans alan, hakkı, adaleti, ahlaki ilkeleri temel alan kadrolar iktidara gelmişti.

Ama maalesef  14 yıllık iktidar geçmişine bakınca bunun böyle olmadığı çok açık anlaşılıyor.

Siyasi, ekonomik, sosyal açıdan iktidarın politikaları eleştirilebilir, eleştiriliyor da zaten. Ben bu tartışmalar arasında çok da gündeme getirilmeyen, tartışılmayan aile ile ilgili birkaç hususa değinmek istiyorum.

Aile kurumunun önemine dair konuşmaya, yazmaya gerek yok, zaten herkesin malumu. Siyasiler, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları vs bu konuya ilişkin çokça konuşuyor. Hatta Temmuz 2011 tarihinde müstakil bir bakanlık olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bile kuruldu. Bakanlık kendini şöyle ifade ediyor:

Türkiye'nin 2023'e doğru tarihsel yürüyüşünde, mutlu birey ve güçlü ailelerden oluşan müreffeh bir toplum için, zamanın ruhunu yakalayan, değişimi yönetebilen ve buna yönelik dönüşümü gerçekleştiren, sosyal riskleri önleyici sosyal politikalar geliştiren ve uygulayan bir bakanlık olmak.

Peki mutlu birey ve güçlü ailelerden oluşan bir toplum oluşturabildi mi? Ne yazık ki hayır. TUİK verilerine göre belki de cumhuriyet tarihinde ilk defa boşanma oranı evlilik oranının üzerine çıktı. Demek ki siyaset kurumu sosyal riskleri önleyici politikalar geliştiremedi.  Boşanan çift oranı neredeyse evlenen çift oranının üç katı.

Hukukçuların tartıştığı konulardan bir kişinin (cinsel) yaşam özgürlüğü mü öncelikli yoksa ailenin ve gelecek nesillerin korunması mı?Ceza kanununda esas olan kişisel özgürlükler mi yoksa toplumsal yarar mı?

Tabi ki ailenin ve gelecek nesillerin korunması daha da önemli ve önceliklidir. Meclis de bunu sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmak durumundadır. Çoğunluğu da İslamcı kadrolar oluşturduğu için zaten ailenin ve neslin korunmasını esas alacağından yapmıştır diye düşünüyor insan doğal olarak.

İktidara gelerek toplumun büyük çoğunluğunu heyecanlandıran kadrolar bunu gerçekleştirdi mi? Maalesef hayır. İki ülke ve iki örnekle daha da açalım.

Bilindiği gibi 2004 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu ile zina suç olmaktan çıkarıldı.

“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, apaçık bir hayasızlık (ahlaksızlık) ve çok kötü bir yoldur” isra 32

Allah zinaya yaklaşmayı bile yasaklıyorken muhafazakar iktidar zinayı suç olmaktan çıkardı yasal düzenlemeyle.

Daha da vahim bir örnek; daha doğrusu iki örnek, biri Almanya’dan, diğeri Türkiye’den.

Zalim, kafir, ahlaksızlığın kol gezdiği, hıristiyan(!) Almanya ve Müslüman ve de İslamcı kadrolarca yönetilen Türkiye.

Alman ceza kanunu Madde 173 “Akrabalar Arasında Cinsel İlişki 1) Her kim, altsoy öz hısımı ile cinsel ilişkide bulunursa, üç yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. 2) Her kim, üstsoy öz hısımı ile cinsel ilişkide bulunursa, iki yıl kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır; akrabalık ilişkisi sona erdirilmiş olsa dahi bu hüküm uygulanır. Birbirleriyle cinsel ilişkide bulunan öz kardeşler de aynı şekilde cezalandırılır.

Alman ceza kanununa göre, suç politikası bakımından, ailenin, gelecek nesillerin potansiyel genetik sağlığının korunması, kişinin cinsel yaşam özgürlüğünden daha ağır basan bir değer olarak ortaya çıkmakta ve bu nedenle ensest ilişki suç olarak düzenlenmektedir.

Bizde durum ne? TCK Made 129 - Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:

1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,

2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,

3. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.

Yasa ensest evliliği yasaklıyor ama birlikteliği yasaklamıyor!

TCK’da, evlenmesi yasak olan yetişkinler arası rızaya dayalı cinsel ilişki -ensest ilişki- suç haline getirilmemiştir. Örneğin, yetişkin bir kız ile babası arasında rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel ilişki suç değildir.

Aynı caza kanununa göre resmi evlilik olmaksızın tarafların dini nikah kıyması suç.

Her fırsatta İslamcı kimliğini öne çıkaran yazar, çizer, kanaat önderi, stk, cemaat, akademisyenlere sesleniyorum, bir an iktidarda bizim arkadaşlarımız değil de laik Kemalist jakoben elitlerin olduğunu varsayın, ne yapardınız?

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. Nahl 30